yeni yazı

Önyargısız olunca başkalarından rahatsız olmadan, kendininkini koruyarak yaşayabiliyorsun

BNT Türkçe Haberler spikeri Mine Adalı’ya göre Türklerin kültürünü, Türk bilim adamları araştırmalı.

 

Mine Adalı

- Haber sunmaya yeni başladın. Nasıl bir duygu? Heyecan var mı?

- Sunuculuk mesleğine başlayalı 6 ay geçti. Evet, canlı yayın ve stüdyo kayıtlarında hala heyacanım devam ediyor. Ancak önceleri heyecanımım ana nedeni mesleği öğrenirken karşıma çıkan bilinmedik, kontrol edilemedik durumların varlığıydı. Önceleri bu duygunun keyfine varamıyorum, ancak her yeni öğrenme sonrası şimdi, kamera önündeki adrenalinin mutluğunu tatmaya başladım.

- Heyecandan ziyade, canlı yayında konuşmanın sorumluluğu da var mı?

- Bir çok kişi gibi bana da sunuculuk hep basit bir işmiş gibi gelirdi, ancak konuşmak ve sunmak arasındaki o büyük ayrımı mesleğin içinde anlıyormuş insan. Söylediğin her sözün tarih olması, kişiye büyük bir sorumluluk veriyor. Bu da sanırım mesleğin en ağır yükü.

- Bu işten zevk de alıyorsundur.

- Televizyondaki işimiz sadece haber sunmak değil, aynı zamanda editörlük de. Haberi oluşturmak için, çeviri yapmak, sahaya çıkıp röportaj yaparak onu hem kelimelere hem de görüntüye dökerek haberleştirmemiz gerek. Bulgarca benim ikinci yabancı dilim. Hayatımda ikinci bir dili öğrenip, bu dil üzerinden habercilik yapacağım aklıma gelmemişti. Bulgarca ile uzun zamandır aram hiç iyi değildi, pek çok Türk gibi bu dil bana çok yabancıydı. Ancak hayat bana bir önyargımı daha yıkmam için fırsat verdi bu işle birlikte. Bulgarca sayesinde artık içinde yaşadığım toplumun ne düşündüğünü kendim anlayabiliyorum. Benim için en büyük zevk de bu işte.

- Aslen Türkiyelisin. Kaç yıldan beri Bulgaristan’dasın? Buraya geldiğinde ilk ne dikkatini çeki?

- Ben Sofya’ya 1997’de eşimle evlenerek geldim. Sofya’yı ilk ziyaret ettiğimde, şehrin o dönemki fakirliğine rağmen sahip olduğu yeşile aşık olmuştum ve hala aşığım. Şehrin yer yanına serpiştirilmiş, muntazam tasarlanmış parklar Sofyalılarının en büyük zenginliğiydi. Maalesef bir şehir içindeki bu doğa, Türkiyeli olarak bizim sadece özlemini duyduğumuz bir rüya.

- Hala hayran mısın o yeşilw?

- Evet, tabii ki. Güzel olan, Sofya’da geçirdiğim 17 yıl boyunca bu yeşile şehrin sahip çıkmış olması. Neredeyse tüm parklar yerinde duruyor.

- Dedelerin Kırcaali bölgesinden. Bulgaristan’a gelmeden önce neler biliyordun ülkemiz hakkında? Annen, baban, sana neler anlatmışlardı?

- Rahmetli babam 1951’de Türkiye’ye göçmüş. Ailemizin kalan büyük çoğunluğu 1974’te geldiler. Benim için Bulgaristan hep diğer bir memleketti. Çünkü onlar buralardan bahsederken hep “memleketteyken” derler. Belki büyük acılar ve travmalarla ayrılmışlar bu ülkeden, ancak ben ne babamdan ne de onun ailesinden o zamanlara ait bir tek kötü söz duydum. Babamın soy ağacında 2 büyük-büyük dedem Plevne savaşında şehit düşmüş. Balkan savaşında yaşlı olan Ostrovitsa (Ada) köyünün hocası büyük dedem, diğerleriyle kaçamamış sonrası öldürülmüş… Geçmişin acılarında şehitler vermişiz. Ancak babamın ailesi hep köylerini, işyerlerindeki, kreşlerindeki Bulgar arkadaşlarını iyi şekilde anarlardı. Sanırım onlar da pek çok sağduyulu insan gibi politika, değiştirişemez tarih ve gerçek yaşam arasındaki ayrımı adil bir şekilde yapmışlardı. Bu nedenle ben eşimle 1987 yılında üniversitede tanıştığımda onun Bulgar olmasına bakmaksızın dostluğunu korkusuzca kabul ettim ve dostluğumuza hep sahip çıktım.

- İki ülkeyi karşılaştırırsan kendini burada nasıl hissediyorsun? Nelere hala alışamadın?

- 17 yıl sonrası burada kendimi bir misafir gibi hissediyorum ve bu duygudan da memnunum. Gerek aile ilişkilerinde gerekse geleneklerinde Bulgar ve Türkler birbirine o kadar benziyor ki, yaşam burada da kendi vatanımdaki gibi akıyor. Önyargısız yaşayınca hayatı, başkalarının alışkanlıkları, yaşamlarının içinde onlardan rahatsız olmadan, kendininkini koruyarak yaşayabiliyorsun.

- Bir sosyolog olarak Bulgaristan toplumu ile Bulgaristan Türkleri arasındaki ilişkileri nasıl buluyorsun?

- Gördüğüm kadarıyla Bulgarların, Türkiye Türkleri ve Bulgaristan Türklerine bakış açıları çok farklı ve karmaşık. Bulgarlar son 100 yıl içerisinde kendini ve ekonimisini geliştirmiş Türkiye’ye bakınca, ona saygı ve hayranlık duyuyor. Türk edebiyatını yakından takip ediyor, mutfağının müptelası, Türk dizilerini hala beğeni ile izliyor. Türkiye hala onlar en popüler turistik destinasyonlardan biri… Ancak merak ettikleri ve hayran oldukları bu etnik kimliğin bir parçası da yüzyıllardır kendi içlerinde yaşıyor. Anladığım kadarıyla, Bulgar toplumunun bir bölümü Bulgaristan Türklerine bakarken onlarda bugünü değil, sanırım hep geçmişi görüyor veya görmek istiyor. Bu zihniyet, toplumda her daim bir dışlama ve dışlanmışlığı yaşatıyor. Ülkenin 25. yılını kutladığı demokrasi yıldönümünde bu sorunun, hala toplumun gerçek demokrasiye ulaşması için aşması gereken bir engel diye düşünüyorum.

- Bulgaristan Türkleri kendilerni hangi yönde geliştirmelidirler?

- Bulgaristan Türkleri olarak bu ülkede yaşayan insanımızın ürettiği kendine has kültürel zenginliğinin, yazılı tarihe işlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bulgaristan Türklerinin folkloründen müziğine, edebiyatından mutfağına bir çok zenginiği akademik olarak araştırma konusu. Kendi içimizden çıkacak etnologların, Türkologların, antropologların kendi geçmişini bilimsel olarak araştırması gerek ki, toplumsal hafızamız yok olmasın, gelecek kuşaklara taşınabilsin. 9 Bulgar sosyalbilimcinin 2012 yılında yayımladıkları Bulgaristan Türkleri-Tarih, Gelenekler, Kültür adlı kitap, sanırım son yılların bu konuda yazılmış en ciddi eserlerinden biri. Acı olan, bu ekip içinde bir tek soydaş Türkümüzün olmaması. Dileğimiz bu gibi nice eserin bizim insanımız tarafından da yazılması. 15/02/2015

İzzet İsmailov

Söyleşi

Çağımızda insanları tek kelimeyle anlatarak çekmecelere koymak olmuyor

Çağımızda insanları tek kelimeyle anlatarak çekmecelere koymak olmuyor

Zülfü Livaneli ile yaklaşık bir yıl önce, Serenad romanının tanıtımı için geldiği Sofya’da görüşme fırsatım oldu. Ben ona ne kadar soru sorduysam bir o kadarını o da bana sordu. Bulgaristanlı Türk yazarların hangi konuları işlediğini merak etti. Genç Türk şairlerinin Nazım Hikmet’ten etkilenip etkilenmediğini sor...

Söyleşi

Fitness, basit bir spor değildir

Fitness, basit bir spor değildir

Yıllardan beri ciddi bir şekilde fitness ile uğraşan Yücel Yurtsever’e göre herkes, 1 yıl çalışmayla güzel sonuçlar alabilir. – İlk önce kendini tanıtır mısınız? – Adım Yücel Yurtsever, yaş 27. Bulgaristan’ın Tervel şehrinde doğdum, ancak hayatımın uzun bir kısmını ve genel eğitimimi Türkiye, Çor...

Günün kelimesi

vızroditel

Tabii ki, Türkçe bir kelime değil. Modern anlamda vızroditel, Türklerin isimlerini değiştiren kişidir. 30 yıl önce vızroditeller isimlerimizi değiştirmişti. Şimdi yerlerin isimlerini değiştiriyorlar. İşte böyle bir vızroditel, oturmuş ve Varna ilçesinde Bulgarca olmayan yer adlarının Bulgar karşılığını uydurmuş. Söz...

Söyleşi

Radyomuz, Bulgaristan çapında var olan tek yayın penceresi

Radyomuz, Bulgaristan çapında var olan tek yayın penceresi

Gazeteci Sevda Dükkancı, TRT Türk’e çalışarak gazeteciliğinin en yüksek çıtasını yakaladığını anlattı. – Çocukluk hayalin miydi gazeteci olmak? – Daha küçük yaştan beri bana “büyüyünce ne olacaksın” dediklerinde ben sunucu olacağımı söylüyordum. Tabii, günün birinde gerçekten sunucu olacağıma in...

Günün kelimesi

yalan

Bir yalan kaç defa tekrarlanınca gerçek olur? Bunu denemek için olacak ki, hükümetin istifa ettiği yalanı, sosyal paylaşım sitelerinde duvardan duvara paylaşıldı. Hatta bazı gerçek medyalar da dağıttı. Sonra hükümetin basın merkezi tarafından yalanlanlama geldi ve yalanın mumu sönüverdi. Oysa bir zamanlar nasıl yalanlar v...

Söyleşi

Herkesin söyleyecek bir sözü var

Herkesin söyleyecek bir sözü var

kelimelik.com’a özel söyleşi veren Bulgar Bilimler Akademisi üyesi Prof. Georgi Markov’a göre nefreti çıkarmak için tarihi deşmemeliyiz. – Tarih, Bulgaristan’daki Bulgar ve Türkleri ayırıyor mu sizce? – Bizim Osmanlı İmparatorluğu ile asırlara dayanan ortak geçmişimiz var. Osmanlı uzmanı değilim, ama o zaman T...

Söyleşi

Edebiyatın dışında kültürümüz, halk geleneğini aşamadı

Edebiyatın dışında kültürümüz, halk geleneğini aşamadı

Doç. İbrahim Yalımov’a göre, topluma entegrasyonun gerçekleşmesi için ötekini, bir düşman olarak değil de, kendi değerleri bulunan bir başka topluluk olarak kabul etmeliyiz. – Etnik bilincin durumu pek parlak değil anlaşılan. Dini bilincimiz ne halde? – Din; bir inanç, ibadet ve ahlak sistemi olmakla birlikte aynı za...

Günün kelimesi

isim

Her insanda en az bir tane olan bir şey. Demek ülkemizde 6 milyon isim var. Bu muazzam hedef kitlesini çok iyi fırsat bilen Coca-Cola, üzerinde isimler yazan şişe ve kutular sundu piyasaya. Hoş bir şey. Hem içiyor hem arkadaşlarınla eğleniyorsun. Yalnız 1 milyon kişi eğlenemiyor. Çünkü onların isimleri yazmıyor. Bugüne kadar ...

Söyleşi

Geçim mücadelesinden dolayı kimlik sorunu yan tarafta kaldı

Geçim mücadelesinden dolayı kimlik sorunu yan tarafta kaldı

Tarihçi Doçent İbrahim Yalımov ile Bulgaristan Türklerinin tarihi konusunda bir sohbet. – Biz, Bulgaristanlı Türkler, tarihimizi ne kadar biliyoruz? Kime “Biz nereden geldik?” sorusunu sorsak “Konya’dan” der. Hepimiz Konya’dan gelmiş olamayız. – Baştan şunu belirtmek lazım ki, tarih önemli konulardan birisi. Bug...